Büyüyüp belirli yaşlara geldiğinizde, hele bir de evlendiğinizde, insanların size hiç çekinmeden sormakta kendilerini oldukça rahat hissettikleri bir soru var:
“Çocuk ne zaman?”
Çocuk sahibi olmanın ne kadar güzel, eşsiz ve tarifsiz bir duygu olduğu anlatılır. Elbette zorluklarından, sorumluluklarından da söz edilir ama çoğu zaman hikâyenin önünde duran şey sevgidir.
Bir hayvan sahiplenmek istediğinizi söylediğinizde ise ilginç bir şekilde hikâye tersinden başlayabilir.
“Çok zor.”
“Büyük sorumluluk.”
“Hayatın kısıtlanır.”
“Seyahat edemezsin.”
“Bir daha rahat edemezsin.”
Ben bu iki deneyimi birbirine eşitlemiyorum elbette. Ama insanların bu iki karara yaklaşımındaki fark bana hep düşündürücü geliyor.
Çünkü her ikisinde de hayatınıza, ailenize yeni bir can katılıyor.
Sorumluluk geliyor. Düzeniniz değişiyor. Bazı şeylerden vazgeçiyorsunuz. Planlarınızı artık yalnızca kendinizi düşünerek yapamıyorsunuz.
Ama bütün bunların yanında çok büyük bir “ama” var.
Ama çok seviyorsunuz.
Çok değer veriyorsunuz.
Bazen ona bakarken içiniz titriyor.
Ve belki de tam bu nedenle, yalnızca getireceği zorluklar üzerinden tarif edilemeyecek bir ilişki kuruyorsunuz.
Güzel olması, her zaman kolay olduğu anlamına gelmiyor
Bir hayvanla yaşamak bana sorarsanız dünyanın en güzel deneyimlerinden biri.
İnsanı yalnızca günlük yaşamında değil; karakterinde, alışkanlıklarında, önceliklerinde, hatta hayata bakışında bile değiştirebiliyor.
Ama bütün bunları söylerken diğer tarafını romantikleştirmek istemiyorum.
Bir hayvanla yaşamanın zor tarafları da var.
Ve bence bunları konuşmak, kurduğumuz ilişkinin değerini azaltmıyor. Tam tersine, neye “evet” dediğimizi bilerek bu ilişkiye girmek, onu daha sürdürülebilir kılıyor.
Kendi hayatımdan, bir köpekle yaşayan biri olarak düşündüğümde mesela…
Hasta olsanız da sabah ve akşam dışarı çıkmanız gerekiyor.
Bazen gerçekten istemiyorsunuz. Hava kötü. Yorgunsunuz. Tek istediğiniz yatağa geri dönmek.
Ama çıkıyorsunuz.
Ve benim için ilginç olan şu: Zorla da olsa dışarı çıktığımda çoğu zaman hava almak, yürümek, birkaç dakika başka bir şeye odaklanmak bana da iyi geliyor. Bazen kendime geliyorum, bazen kafam dağılıyor.
Bir başka gerçek: Onu yalnızca dışarı çıkarmak yetmiyor.
İlgiye, oyuna, sevgiye, sizinle geçireceği zamana ihtiyacı var. Bedensel olduğu kadar zihinsel olarak da ihtiyaçlarını karşılamanız gerekiyor.
Yoğun bir günün sonunda bu bazen gerçekten bir sorumluluk gibi hissedilebiliyor.
Ama ona gerçekten odaklandığım o zamanlarda ben de hayatın geri kalanındaki koşuşturmacadan bir süreliğine uzaklaşıyorum.
Sonra mama, su, veteriner kontrolleri, ilaçlar, ihtiyaçlar, randevular…
Takip edilmesi gereken küçük ama hiç bitmeyen bir sistem.
Bu düzenin beni kendi hayatımda da daha planlı hale getirdiğini fark ediyorum.
Ama bazen zor olan, sadece zordur!
Burada özellikle durmak istiyorum.
Çünkü bütün bunları anlatırken her zorluğun karşılığında kendimiz için güzel bir kazanım bulmak zorunda değiliz.
Bazen gece yarısı veterinere gitmek sadece zordur.
Bazen planladığınız bir seyahati değiştirmek canınızı sıkar.
Bazen yorgunken ilgilenmek istemezsiniz.
Bazen maddi yükü zorlayabilir.
Bazen endişelenirsiniz, bazen sabrınız azalır, bazen de yalnızca yorulursunuz.
Bunun karşısına hemen olumlu bir cümle koymak gerekmiyor.
Çünkü çok sevmek, hiç zorlanmamak demek değil.
Belki tam tersine, hayatımızdaki en değerli ilişkilerin çoğunda sevginin yanında sorumluluk, emek, fedakârlık, kaygı, sevinç ve zaman zaman yorgunluk da var.
Bir hayvanla kurduğumuz bağ da bundan muaf değil.
Belki mesele “zor mu?” sorusu değildir
Bir hayvan sahiplenmeden önce elbette zorlukları bilmek önemli.
Ama belki yalnızca:
“Bu zor mu?”
diye sormak yerine başka bir soru daha sorabiliriz:
“Bu ilişki için hangi zorlukları üstlenmeye hazırım?”
Çünkü bir insan için kabul edilebilir olan bir sorumluluk, bir başkası için sürdürülebilir olmayabilir.
Birimiz her sabah yürüyüşe çıkmayı hayatının doğal bir parçası haline getirebilirken, bir başkasının yaşam koşulları buna hiç uygun olmayabilir.
Burada doğru ya da yanlış bir cevap aramıyorum.
Belki sadece kendimize karşı biraz daha dürüst olmaya çalışıyoruz.
Sevginin çok güçlü olduğunu kabul ederken, sevginin yanında gelecek sorumluluklara da bakabilmek…
Güzel taraflarını hayal ederken zor olanları da görebilmek…
Ve bütün bunları gördükten sonra hâlâ o ortak yaşama içtenlikle “evet” diyebilmek.
O yüzden bu kez size bırakmak istediğim soru şu:
Hayatınıza dahil olan ve sevdiğiniz bir can için neleri yapmaya, nelerden vazgeçmeye ve hangi sorumlulukları üstlenmeye hazırsınız?
